Cimbom İlk Kez İsrail Temsilcisiyle

Perşembe, Temmuz 30, 2009

UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turunda yarın Maccabi Netanya'ya konuk olacak Galatasaray, tarihinde ilk kez bir İsrail takımıyla karşılaşacak.

Galatasaray, Avrupa kupalarındaki 222. maçına çıkacak. Sarı kırmızılılar, bugüne kadar Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ile Şampiyonlar Ligi'nde 133, adı UEFA Kupası'ndan UEFA Avrupa Ligi'ne çevrilen bu organizasyonda 55, Avrupa Kupa Galipleri Kupası'nda 32 ve Avrupa Süper Kupa'da da 1 kez olmak üzere, toplam 221 maç oynadı.

Avrupa kupaları tarihindeki en önemli başarıları 2000 yılında UEFA Kupası ve UEFA Süper Kupası'nı müzesine götürerek yaşayan Galatasaray, geride kalan 221 maçta 82 galibiyet ve 83 yenilgi alırken, 56 karşılaşmada ise eşitliği bozamadı.

Bu karşılaşmalarda rakip filelere toplam 294 gol göndermeyi başaran ''Cim Bom'', kalesinde ise 322 gol gördü.

Avrupa kupaları tarihinde bugüne kadar çıktığı 221 maçta pek çok ülkeden rakiplerle eşleşen ve önemli başarılar kazanan Galatasaray, Maccabi Netanya karşısında ise İsrail'den bir ekiple ilk kez mücadele etmiş olacak.

Galatasaray'ın aksine; Fenerbahçe, Beşiktaş, Gaziantepspor, Kayseri Erciyesspor, Gençlerbirliği, Bursaspor ve Antalyaspor, Avrupa kupalarında İsrail ekipleriyle toplam 8 kez eşleşip 13 maç oynadı. Bu karşılaşmalarda Türk ekipleri 5 galibiyet, 6 beraberlik ve 2 yenilgi alırken, rakip filelere gönderilen 15 gole karşı, filelerinde 8 gol gördüler.

Şampiyonlar Ligi elemeleri ile UEFA Kupası'ndaki 5 eşleşmenin 3'ünde tur atlayan taraf olan Türk ekipleri, İntertoto Kupası'nda tek devreli lig usulüne göre yapılan 3 grup maçında ise 2 galibiyet ile 1 yenilgi aldı.

-3 SEZONDUR UEFA'DA-

Bir dönem Şampiyonlar Ligi'nin değişmez ekipleri arasında yer alan Galatasaray, son 3 sezondur Avrupa kupalarında yoluna UEFA kulvarında devam ediyor.

Sarı kırmızılı ekip, 2007-08 sezonunda yer aldığı UEFA Kupası'na 3. turda Bayer Leverkusen'e elenerek veda ederken, Şampiyonlar Ligi 3. eleme turundan başladığı geçen sezon ise Steaua Bükreş'e elenmekten kurtulamayarak yeniden UEFA Kupası'nın yolunu tuttu. Hedefini daha sonra FB Şükrü Saracoğlu Stadı'nda yapılacak finale diken ''Cim-Bom'', bu kez ise 4. turda Hamburg'a elenerek ümitlerini bu sezona bıraktı.

Üst üste üçüncü sezona başladığı bu kulvarda, 2. ön eleme turunda FC Tobol engelini geçen Galatasaray, 3. ön eleme turunda ise Maccabi Netanya ile kozlarını paylaşarak bir üst tura adını yazdırmaya çalışacak.

Galatasaray, UEFA organizasyonundaki 56. maçına çıkacak.

Türkiye'ye futboldaki en önemli başarılardan birini kazandırarak 2000 yılında UEFA Kupası'nı müzesine götüren ve bir ilke imza atan Galatasaray, bu kulvarda toplam 55 mücadeleyi geride bıraktı.

Fuar Şehirleri Kupası olarak başlayan, 1971-72 sezonunda adı UEFA Kupası'na, bu sezon ise yeni bir yapılanmayla UEFA Avrupa Ligi'ne çevrilen organizasyona 2. ön eleme turundan dahil olan Galatasaray, Kazakistan'ın FC Tobol takımını saf dışı bırakmasının ardından, 3. ön eleme turunda Maccabi Netanya'yı gözüne kestirdi.

Galatasaray, tarihinde toplam 55 kez sahaya çıktığı bu kulvarda, 21 galibiyet, 16 beraberlik, 18 yenilgi aldı. Rakip fileleri toplam 76 kez havalandıran sarı kırmızılı takım, kalesinde de yine 76 gol gördü.

-DEPLASMANDA 6 MAÇTIR YENİLMİYOR-

Galatasaray, üst üste 3 sezondur mücadele ettiği UEFA'daki son 6 deplasman maçında yenilgi yüzü görmedi. ''Cim Bom'', 2007-08 sezonu UEFA Kupası 3. turunda, Alman ekibi Bayer Leverkusen'e deplasmanda 5-1 yenilerek elenirken, ardından yaptığı 6 deplasman maçında 3 galibiyet, 3 de beraberlik elde etti.

Bayer Leverkusen yenilgisinin ardından 2008-09 sezonuna deplasmanda 4-3'lük Bellinzona galibiyeti ile başlayan sarı-kırmızılılar, grup maçlarında Benfica'yı 2-0, Hertha Berlin'i ise 1-0 deplasmanda yenmeyi başardı.

UEFA Kupası 3. turunda Bordeaux'yla 0-0, kupaya veda ettiği 4. turda ise Hamburg'la 1-1 berabere kalan Galatasaray, son deplasman maçında ise bu sezon Kazak rakibi FC Tobol'la mücadeleyi 1-1 eşitlikle tamamlamıştı.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Sevenler Ölmez Komutanım

Cuma, Aralık 19, 2008

Çok sevdikleri sahilde sevgilisiyle el ele dolaşıyorlardı yine. Öyle uyumlu bir çifttiler ki onları görenler gıpta ile baktıklarını saklayamıyorlardı. Bu bakışlara gurur ve kıskançlık karışımı bakışlarla karşılık vermekten bir türlü kendini alamıyordu.

- “Aşkım” dedi Ayşe, “ben acıktım bir şeyler yesek mi?”
- “Olur, ben de acıkmıştım zaten. Ne yemek istersin?” Diye sordu.

Ayşe’nin ne diyeceğini beklerken yol boyu sıralanmış lokanta ve kafelere bakmaya başladı.

- “Uyan tertip, hadi kalk biraz da ben kestireyim ya.”
- ?
- “Ne o lan, rüyanda sevgilini mi görüyordun yoksa?” Diye sırıtan arkadaşına ters ters baktı.
- “Tamam kalkıyoruz, sırıtma da yat hadi” diye homurdandı kalkarken.
Paltosunun altında yaktığı sigarasını hemen teneke kola kutusuna sokarak bir nefes çekti.
- “Sigaranın ışığı gece kilometrelerce öteden fark edilir, kanas tüfeğine iyi bir hedef olursunuz.” demişti komutanları daha ilk operasyonlarında. O günden beri herkes sigarasını bu yöntemle içiyordu. Yine sayısını unuttuğu operasyonlardan birindeydiler, günlerdir bu dağlarda dolaşıyorlardı, sıcak suyu ve sıcak yemeği görmeyeli çok olmuştu, rahat yatağı ise çoktan unutmuşlardı. Uyumamak için her zamanki gibi sevgilisini düşünmeye başladı, babasının isteğiyle tecilini bozup askere gittiğinde ne çok ağlamıştı Ayşe, terminalde nasıl da sımsıkı sarılmış, bir türlü ayrılmak istememişti.
Acemi birliğini Isparta – Eğirdir Dağ Komando okulunda yapmıştı. Usta birliğinde Şırnak çıkınca iyice deliye dönmüştü sevgilisi, dağıtım izni de çabucak geçmişti. Gideceği günden bir akşam önce yine buluşmuşlardı.
-“sana bir şey olursa ben de yaşayamam kendimi öldürürüm” demişti Ayşe. Ne dese fayda etmiyor sürekli aynı kelimeyi tekrar ediyordu. “Sana söz veriyorum” demişti, “her ne olursa olsun geri döneceğim, Ölmeyeceğim söz”. Bu sözler Ayşe’yi birazcık teskin etmişti ama yine de “bunu nasıl garanti edebilirsin ki” diye sormadan edemedi. “Sevenler Ölmez” demişti “bana güven mutlaka geri döneceğim söz”

Aylardır Gabar dağlarında onu düşünerek ayakta kalmıştı, onu düşünerek sıcağa, soğuğa, açlığa, yorgunluğa göğüs germişti. Sayısız çatışmalara girmiş, arkadaşları yanı başında şehit olmuş, birçoğunu da yoğun ateş altında yere ancak 2 metre yanaşabilen helikopterlere fırlatmışlardı. Ama kendisi yaşıyordu işte. Verdiği sözü hiç unutmuyor, başının üstünden geçen her mermi, yakınlarında patlayan her roket veya el bombası onu daha da hırslandırıyor geri döneceğine olan inancını pekiştiriyordu.

Askerliğini yapmadan evlenmelerine izin vermeyen babasına eskisi kadar kızmıyordu artık. “iyi de oldu aslında” diye düşündü, “aradan çıktı işte, şunun şurasında teskereye ne kaldı ki”

Bu düşünceyle içini bir sevinç dalgası kapladı, ama uyuyan arkadaşlarına bakınca utandı bu sevincinden. Onları bırakıp gitmek çok zor olacaktı, kader birliği ettiği bu insanlarla arkadaşlık sınırını aşıp kardeş olmuşlardı çoktandır. İşte bunun için teskeresine az bir zaman kalmasına rağmen yanlarındaydı, komutanı “oğlum sen bu operasyona gelme istersen” deyince küfür yemiş gibi olmuş, şiddetle reddetmişti.

Bu düşüncelere dalmışken uzaktan bir ışık görür gibi oldu, rüzgâr kulağına bazı sesler de getirince en yakındaki arkadaşını uyandırdı, bir dakika sonra bütün tim uyanmış elleri tetikte mevzilerini almışlardı. Önce karanlıkta bir ışık çaktı, ardından ıslığa benzer bir ses geldi ve 20 metre üstlerindeki kayalarda patlayan roketin kopardığı taş toprak yığınıyla aynı anda üç yanlarından mermi yağmaya başladı. Yüksek bir tepenin eteğinde mevzilenmişlerdi, bulundukları yer tepenin altına doğru oyuk şeklinde girintili olduğu için atılan roketler hedefi bulmuyor üstlerindeki kayalarda patlıyordu.

Eğer bu kadar iyi yer tutmamış olsalardı daha ilk ateşte işleri biterdi. “bizi kuşatmışlar” dedi komutanları, telsizle yardım istemişler ama “gece olduğu için helikopterleri gönderemiyoruz sabaha kadar dayanın” yanıtını almışlardı. Bütün güçleriyle karşılık veriyorlar, teröristlerin sızma yapmasını engellemek için kritik gördükleri yerlere de sürekli el bombası atıyorlardı.

Saatler geçiyor çatışma tüm şiddetiyle devam ediyordu, sabahın ilk ışıklarıyla helikopterler gelince sevindiler, fakat çok geçmeden bu sevinçleri boşa çıktı, çünkü bu sefer de avantajlı konumları onların aleyhine dönmüştü. Bulundukları yer içe doğru girintili olduğu için helikopterler iniş yapamıyor, teröristlerle mesafeleri çok yakın olduğu için silahlarını da kullanamıyorlardı. Cephaneleri de iyice azalmaya başlamıştı, durumları hiç iç açıcı değildi.

- “Bir çıkış yolu bulamazsak işimiz biter” diye düşündü
- “Tek çıkış tepeyi aşmak” dedi komutan, tepenin arkasına dolanan bir patikayı işaret ederek. “Oraya ulaşabilirsek tepeye arkadan tırmanabiliriz” diye ekledi.

Oraya ulaşmak için yaklaşık yüz metrelik bir açıklıktan geçmeleri gerekiyordu, kademeli olarak o tarafa yanaşmaya başladılar. Sırayla ve hızla geçmeye başlamışlardı ki çok yakından açılan ateşle yerlerine çakıldılar. Sol taraflarında kayaların arasında birbirine yakın üç ayrı yerde üç terörist mevzi almış geçmelerine meydan vermiyordu. “Şimdi yandık işte” diye düşündü, avantajlı konumlarını terk etmişler ve arada sıkışmışlardı. “El bombası atın” diye haykırdı komutan ama kimsede kalmamıştı. Durum git gide kötüleşiyordu, bulundukları yerde sıkışmışlar yoğun ateş altında kalmışlardı.

- “Sağdakiler boşalttığımız mevzilere gelirlerse bizi roketle kuş gibi avlarlar” dedi arkadaşı
“yoksa buraya kadar mı?” diye düşündü, çok garipti ölümle burun burunaydı ama ölümden korkmuyordu tek üzüntüsü verdiği sözü tutamamış olmaktı. Bir süredir ateş kesilmişti “sızma yapacaklar galiba” dedi komutanı, birden kararını verdi “ben ölmeyeceğim, söz verdim komutanım” diyerek fırladı.

Önündeki kayaya basarak sol tarafa, kayaların arasındaki teröristlere doğru insanüstü bir güçle zıpladı. O kadar ani ve o kadar çevik hareket etmişti ki arkadaşları dâhil kimse ne olduğunu anlamadan ilk teröristin olduğu yere mermileri boşaltıp ikinciye doğru zıplamıştı bile, daha kayaya ayak basar basmaz onu da vurmuş ve arkadaşlarının sonradan “tıpkı bir panter gibi sıçrıyordu” diyecekleri çeviklikle üçüncüye doğru atılmıştı. Daha havadayken görmüştü onu, bir an göz göze gelmişler ve aynı anda tetiklere dokunmuşlardı…

- “Dayan aslanım, dayan” oğlum diyordu komutanı. Helikopterdeydiler, karnına üç kurşun yemişti, arkadaşları ağlıyorlardı.
- “ağlamayın, diye güçlükle mırıldandı, “ölmem ben, sözüm var ölmem”
- “aslanım konuşma, yorma kendini” diyen komutanına en son “Sevenler ölmez” diyebildi.

Törene bütün tim eksiksiz katıldı, hayatlarını kurtaran arkadaşlarını o gün yalnız bırakmadılar. Yine eski günlerdeki gibi omuz omuzaydılar ama bu sefer savaşta değil, arkadaşlarının düğününde halayda…

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Eski Aşkları Özlemediniz Mi???

Cuma, Aralık 19, 2008

"Neyi arıyorsan sen o'sun"der Mevlana zulmü arıyorsan zalim, aşkı arıyorsan aşıksın der.

Aşk zulmede yaşatmamış mıydı aşkın kendisini. Adolf HİTLER de Darwinin evrim teorisine inanıp evrimin gelişmesine engel oluyor diyerek 2000den fazla sakat, özürlü insanı katlettirmemişydi. Bundan daha büyük zalimlik olabilirmirydi bir insanın yaşama hakkı elinden alınarak sorgulamadan, yargılamdan bulaşıcı hastalık taşıyan hayvanlar gibi toplu itlaf edilmesinden daha büyük zalimlik olabilir miydi ve o öldürdüğü insanlardan birinin kız kardeşine aşık olup acı çekmiş HİTLERİN KADINLARI İ diye kitaplar çıkmış ve aşk kendini zalime de kanıtlamıştı.

Zülüm den kaçıyor, birbirinden korkuyor insanlar şimdi, şimdi aşık olmak büyük zulüm oldu.ucuz sevgiler gibi ucuz laflarda türemeye başladı ''ilk görüşte aşka inanıyor musunuz ? yoksa dışarı çıkıp tekrar mı gireyim'' gibi…çöpçüler artık boş içki şişelerinin içinde başlayıp dibini bulmadan biten şehvetli aşkları ve bu aşka tek şahit olan kaldırımları utanarak sıkılarak süpürmeye başladı.Bizim kuşakta böyle değildi. biz aşkı içki şişelerine değil elimize aldığımız kiremit kırığı kırmızı tuğlalarla okul yolunda ki duvarlara ''gözlerin aklımda kaldı,canım Kezban ım…'' yazar Kezban onu seven birinin olduğunu sabah duvarda ki yazılardan öğrenirdi. Bizim şahitimiz geceydi,kaldırımlarda sokak lambalarının ışığında gölgesine gizlendiğimiz çınar ağaçlarıydı.bizden önceki kuşak duvarlara sadece ''kahrolsun'' yazacak kadar vakit bulabiliyordu. Sokaklar siyaset kokuyor, ihbarlar birer sansar, polis tetikte, ihanet kol geziyordu. Aşka vakit yoktu o zaman ceketler yağmurlara asılıyor, tehlikeli şiirler okuyup dünyaya sataşıyorlardı hürriyet ve namlu masal sevdalısıydılar….


Aşk büyük bir zülüm oldu artık sevemiyorsunuz eskisi gibi uğradığınız en büyük zulümdür. Sevdiğimzi söylemiş ve ona her seferinde bunu hak ettiğin için söylüyorum dersiniz.oysa ki o bunu hak ettiği için değil. ''seni seviyorum'' kelimesini, her defasında onu sevdiğiniz için söylemişsinizdir. Aşk yanına geldi mi her şey unutuluyor, uzağına gittimi hayat ondan ibaret geliyordu. Çünkü onunla her şeyi göze alabilirsiniz uyumadan önceki son dakikalar onun olduğu gibi güne başladığınız ilk dakikalarda onundur. uyuyunca rüyanızda uyandıksanız hep aklınızdır. Daha dün tanımış bugün kalbinizin baş köşesine koymuşsunuzdur.

Ve şimdi devirde nesilde değişti…

Komuşunun çocuğunu iki misketle kandırıp, yazdığınız mektubu el altından komuşunun kızına göndermiş, komuşunun kızından gelen mektubu iki miskete ikna olmayan,mektubu elinden almak için mısketın yanında bahşiş olarak aldığınız gofretleri, arkadaşlarıyla paylaşmadan sinsice bir köşede yiyen çocuğa geldi aşkın sırası… Artık aşklar yoldan geçen sevgiliye penecerlerin perdeleri altından gizlice bakmıyor, sanal alem denilen yerde pencereyi, camı sonuna kadar açıp hiç korkmadan kafa tutuyordu.

Dedim ya devirde nesilde değişmişti….

Duygular sahte aşklar sanal olunca, sevgilerde basitleşmiş bunun üzerine hiç heycanlanmadan, allık sürülen yanaklara konulan ilk sahte öpücüklerde tuzu biberi olmuştu.kısa bir süre sonra aşk bitecek, o haylaz çocuk yeni aşka yelken açacak, eskisinden niçin ayrıldın? Dediğinde yeni aşk, öyle olması gerekiyordu diyecek, daha ilk baştan yeni aşka da güvensizliğini sezdirecek,sevdikçe kıran kırdıkça arkasında bir kırık kalpler mezarlığı bırakan haylazın,en sonunda o terk ettiklerinin ahı tutup biçare kendi yalnızlığına kapıycaktır.

Eğer başa dönersek aşk değişmedi kelime anlamı aynı. Hitler öldü zulmü hala konuluşuluyor. Ortaya gelirsek aşk sadece zulum.ortadan bir alta inersek, aşk layık olanda kalmalı ve tek kişilik olmalı. Komşunun çocuğuna gelirsek çekicem kulağını keratanın. Geçen yakaladım sokakta dalga geçti benimle ''fatih abi bana 250 kontor alırsan sana bır hatun buluyum dedi.


Eski aşkları özlemediniz mi?.....

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

OY VERİRKEN ÖLÇÜMÜZ NE?

Cuma, Aralık 19, 2008

Her seçim öncesi partiler, klasik vaadleri tekrarlarlar. “İşsizliği çözeceğiz, “ Yoksulluğu yeneceğiz”, “Ülkenin kaybolan dış itibarını yeniden kazandıracağız”, “Yolsuzluk ve hırsızlıkları önleyeceğiz”, “Terörün önüne geçeceğiz” vs. gibi…
Ben, aklımın yettiğinden beri her seçim öncesinde aynı sözleri duyarım.
Bunları saymazsak; aklımda kalan değişik sloganlardan bazıları şöyle:
“Toprak işleyenin, su kullananın” (1973 seçimlerinde Ecevit).
“Boğaz Köprüsü’nü satacağız, orta direği kalkındıracağız” (1983 seçimlerinde Turgut Özal).
“Özgürlük ve demokrasi içinde hakça bir bölüşüm sağlayacağız” (1991 seçimlerinde Erdal İnönü).
“Herkese iki anahtar vereceğiz” (1995 seçimlerinde Tansu Çiller).
“Bölücübaşını asacağız” (1999 seçimlerinde Devlet Bahçeli)
“Türban sorununu çözeceğiz, dokunulmazlıkları kaldıracağız” (2002 seçimlerinde Recep Tayip Erdoğan)
“Soygunculardan, vurgunculardan hesap soracağız” (2002 seçimlerinde Deniz Baykal)
Bu sloganlarla iktidara gelenlerin, söylediklerinin ne kadarını gerçekleştirdiğinin takdiri sizin.
22 Temmuz genel seçimlerine, şunun şurasında 57 gün kaldı. Şu ana kadar seçime katılacak partilerden somut proje veya slogan açıklayan yok. Sadece Genç Parti Lideri Cem Uzan; “Mazot 1 YTL olacak, emekliye 14 maaş, ÖSS kalkacak” gibi sloganlar kullanıyor. Onun dışındaki partiler şimdilik yaşamla ilgili hiçbir proje sunmuyor.
Görünen o ki, 22 Temmuz seçimlerinde, programlar, somut vaadler, projeler değil; kimlikler yarışacak. Yine görünen o ki; seçmen de kendisine en uygun kimliği ön plana çıkaran partilere oy verecek.
Yani, insanlar, hangi parti ülkeyi huzura, refaha kavuşturur; hangi parti benim ekonomik durumumu düzeltir; hangi parti terörü, kapkaççılığı, magandalığı, trafik terörünü, yolsuzluğu, vurgunu önler diye düşünmüyor. Hangi parti laik, hangi parti daha milliyetçi, hangi parti Alevilere sıcak bakıyor, hangi parti mukaddesatçı, hangi parti Kürt sorununu çözer, hangi parti Avrupa Birliği’ni en çok destekliyor (Veya karşı) gibi kimliği doğrudan ilgilendiren tercihlere yöneliyor.
Bu doğru mu? Kesinlikle hayır. Alevilik-sunnilik, Türklük-Kürtlük, laiklik-antilaiklik, Ab yanlısı-AB karşıtı gibi tercihlerle kullanılacak oylardan sağlıklı bir sonuç çıkması mümkün değil. Seçimlerde ideolojilerin, programların, projelerin tercihi yapılmalıdır. Yoksa kimlik temelindeki önyargılı ve dogmatik tercihler, ülkeyi kamplara bölmekten, çatışmaları körüklemekten başka bir işe yaramaz.
Partilerin adayları kim olursa olsun esas olarak kimlik ırk, inanç ve bölgesel tercihlerin ön plana çıkacağı bir seçim; ardından yeni sorunları ve kaosları da beraberinde getirecektir. Uzlaşmalar, hoşgörüler ve ülke-toplum çıkarlarını gözetmek imkânsız hâle gelecektir.
Böyle bir tehlikeyi şimdiden görüp, bu ayrımlarla oylara talip olanlara karşı, toplumsal çıkarlar gözetilerek oy kullanılması ve partilerin de bu eksende yapılanmalarının zorlanması, şu anda seçmenin önündeki tarihi bir görevdir.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

sevdim bitanem

Perşembe, Ocak 24, 2008 -Kategori: Ask ve sevgiden dili yananlar

Yorum (4) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Her Yaşta AŞK !!!

Perşembe, Ocak 24, 2008 -Kategori: Ask ve sevgiden dili yananlar

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Ne Olurdu !!!

Perşembe, Ocak 24, 2008 -Kategori: Ask ve sevgiden dili yananlar

Yorum (6) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

AŞk Denen Şey

Çarşamba, Ekim 17, 2007

Belki de bir hayalin peşinden yıllarca koşabilmektir, ya da koşmayı
>>düşünebilmektir aşk. Üstelik yitip giden, hızla geçen zamanın sonunda o
>>hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...
>>
>>Günleri, geceleri bir odaya kapanarak geçirirken, bir telefon çığlığına,
>>bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir... Ya da duyulacak
>>bir sesle, sevgilinin yüzündeki bir gülüşle, gözlerindeki bir ışıltıyla,
>>ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk...
>>
>>Her şey çok iyi giderken, mutluluk ormanına her gün yeni fidanlar ekerken,
>>insanların sana ve ona gıpta ile baktığını düşünürken bir anda onsuz,
>>diğer yarınsız, kalabileceğin fikrinin seni deli etmesidir... Tam da ona
>>hayatını bağlamışken, onsuz yapamayacağını, onsuz nefes bile alamayacağını
>>düşünürken, bir gün yapayalnız kalma korkusunun bütün vücudunu
>>titretmesidir aşk...
>>
>>Terk edildiğinde hayata küseceğini, suçlayacak yüzlerce insan ya da neden
>>bulacağını, kin tutacağını, intikam yeminleri edeceğini bilmektir... Bir
>>özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin veya seni bambaşka mekanlara
>>sürükleyen mısraların kulağından girip, yüreğine doğru akmasına sonra
>>gözlerinden damla damla dışarı taşmasına engel olamamak ve zaten engel
>>olmaya güç bulamamaktır aşk...
>>
>>Aylarca görmediğin, tenine dokunmadığın, kokusunu doyasıya ciğerlerine
>>çekemediğin ve hatta sesini bile duymadığın birisine hala tüm hücrelerinle
>>bağlı kalabilmektir, delicesine özlemektir aşk... Tutkun yüzünden
>>aptallıkla suçlanmayı göze almaktır... Sana aptal diyenlere söylenecek söz
>>bulamazken, başın öne eğilip gözlerinden akan gözyaşlarına rağmen,
>>yüreğinin onu seviyorum diye haykırmasıdır aşk...
>>
>>Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden kaygısızca ama her olumsuzluğu da
>>göz önüne alarak kendini bırakmaktır... Güçtür aşk ve zordur aşkı yaşamak.
>>Her pisliğe, vurdumduymazlığa, kalleşliğe, iki yüzlülüğe karşı kazanılmış
>>bir zaferdir. Yarını hiç düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazzını
>>bütün benliğinde hissedebilmektir. Sayılarla harflerle belirlenmiş her
>>şeye meydan okuyan bir belirsizliktir... O belirsizliğin içinde
>>savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar
>>saçma olduğunu görebilmektir aşk.
>>
>>Ve aslında hiçbir benzetmenin, hiçbir tarifin aşkı tanımlayamayacağını
>>bile bile, aşk üzerinde yazma, söz söyleme cesareti gösterebilmek, o
>>yazılanları, söylenenleri okuyabilmek, dinleyebilmektir aşk...
>>

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

TAHİRLE ZÜHRE MESELESİ

Salı, Mart 13, 2007



Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil, 
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte 
yani yürekte. 

Meselâ bir barikatta dövüşerek 
meselâ kuzey kutbunu keşfe giderken 
meselâ denerken damarlarında bir serumu 
ölmek ayıp olur mu? 

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. 

Seversin dünyayı doludizgin 
ama o bunun farkında değildir 
ayrılmak istemezsin dünyadan 
ama o senden ayrılacak 
yani sen elmayı seviyorsun diye 
elmanın da seni sevmesi şart mı? 
Yani Tahiri Zühre sevmeseydi artık 
yahut hiç sevmeseydi 
Tahir ne kaybederdi Tahirliğinden? 

Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da 
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil.

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Platonik aşk

Salı, Şubat 6, 2007


Sana uzaktan bakıyorum. Sana bakmak inanılmaz mutlu ediyor beni. Sen gidince aklım da senin peşinden sürüklenip gidiyor, yüreğim de.. Yanında biri mi var, ona bir şey mi söylüyorsun, onunla gülüyor musun.. içim yanıyor. Ama senden sonra gördüğüm o insan birden senden biri oluyor. Senin baktığın her yer artık güzel, senin konuştuğun her insan, özel oluyor.

Sen evine şu yollardan gidiyorsun. Ardından yürüyorum. Beni fark etmiyorsun. Önünden geçtiğin evlere, gölgesinde yürüdüğün ağaçlara, her gün bindiğin otobüse bakıyorum. Senin gözünle bakıyorum. Sen yokken de o yollardan defalarca geçiyorum. Senin kokun, senin havan, senin auran sinmiş havaya.. Sanki seni soluyorum.

Akşamları ne yaparsın acaba? Sofraya oturduğun zaman yanında kimler var? Hangi yemeği severek yersin, neyi sevmezsin? Kitap okur musun? Hangi kitapları seversin? Ne tür filmlerden hoşlanırsın? Televizyon izler misin? Gece sokağa çıkar mısın? Arkadaşlarınla en çok neye gülersin? En çok kim kızdırır seni..Hangi futbol takımını tutarsın?

Bilmeliyim. Senin hakkındaki bütün ayrıntıları öğrenmeliyim. Çünkü ben de o filmlere gideceğim, ben de o dizileri izleyeceğim, ben de o yemekleri seveceğim ya da nefret edeceğim. Bilmeliyim. Baştan kuruyorum dünyamı. Seninle yaşamaya başlıyorum.

Onca kalabalığın içinde, karmaşık yaşamın ortasında eğer sen varsan daha seni görmeden bir kuş gibi çırpınmaya başlıyor yüreğim. Bir ışık çarpıyor yüzüme, bir sıcaklık yürüyor göğsümde. Anlıyorum ki sen varsın. Sen ordasın. Sen gelmişsin. Bakmadan, başımı çevirip seni görmeden varlığının farkındayım.

Ey uzak uzak baktığım.. göz göze gelmeden, saçını okşamadan, değil bir rüyayı bir cümleyi paylaşmadan sevdiğim sevgilim. Bir aşk filiz verdi, fidan verdi, kök saldı içimde. Onu sana göstermek için ömrümü veririm.

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki -

Geçmişte yaşananlar gecmişte kalmıştır...

AŞIĞIM ÇOK ŞEKER Bİ KIZA

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro